Rüzgar Enerjisi                                       
 
Hakkımda   YEK'ler Mevzuatlar Linkler
 

                       Küresel Isınma ve İklim Değişikliği

      Dünyamızı tehdit eden en büyük çevre sorunlarından birisi olarak bilinen küresel ısınma ve iklim değişikliği, en başta fosil yakıt kullanımı, orman alanlarının tahrip edilmesi, yoğun sanayileşme sonucunda bugün insanlığı global ısınma tehlikesi ile iklim değişikliği senaryolarının en acı sunumlarıyla karşı karşıya bırakıyor.  

Televizyon ve gazeteler her gün bir doğa felaketi haberi yayımlıyor. Dünyanın her bölgesindeki  kasırgaların ve sellerin sayısı ve şiddetleri artıyor. Doğa, insanoğlunun yüzyıllardır yaptığı amansız sömürünün intikamını alır gibi tüm öfkesini kusuyor sanki. Ne ileri teknoloji ne de sağlam yapılar buna dayanabiliyor.Ben merkezciliği bırakıp biraz düşündüğümüzde, şöyle geçmişe bir baktığımızda hatta buna bile gerek yok şuan ki çevremize baktığımızda, aslında bunu biraz hak etmiyor muyuz?

Oturduğunuz yerde veya iş yerinizin çevresinde kaç tane ağaç var. Artık nadir çiçekleri bırakın ağaçları bile balkonda yetiştirir olduk. Kaç kişi sabah evden çıkınca derin bir nefes alıyor “ohh, mis gibi hava” diyor.tam tersi sokağa çıkar çıkmaz ağzımızı burnumuzu kapatıyoruz kirli havayı solumak için.Kaç kişi var  mevsim normalleri dışında hareket eden havalardan şikayet etmeyen. her ne kadar kışın güneşli havalar hoşumuza gitse de hepimiz biliyoruz ki bu hayra yorulacak birşey değil. Var bunda bir işler….

Küresel ısınmanın biraz daha bilimsel kısmına girecek olursak aslında durumun vahameti daha da iyi anlaşılıyor.

2004 yılında Buenos Aires de düzenlenen BM toplantısında 'Dünya Doğa Vakfı'ndan (WWF) Arnold Van Vliet ile Jennifer Morgan, "Dünya artık her bölgesinde iklim değişikliklerinin dramatik etkilerini yaşıyor ve ekosistemler devamlı artarak bozulma evresine girmiş bulunuyor. Doğanın hem yavaş hem hızlı değişmesini, yavaş yavaş parçalanışını görmek için kutuplardaki erimeleri görmeye gitmeye gerek yok. Bahçemize bakmamız kâfi" olduğunu söylüyorlar. WWF uzmanları, anormal değişimlere şu örnekleri veriyorlar:   

             Hollanda'da polen-çiçek açma mevsimi, son 30 yılda 22 gün uzadı.

             Son 100 yılda Kuzey Avrupa yüzde 10-40 daha çok yağış alır duruma geldi.

             1940'lı yıllardan beri Arjantin'in Buenos Aires kentine kar yağmadı.

           Kuzeydoğu Amerika'da çiçekler, 100 yıl öncesine göre sekiz gün, son 200 yıla göre bazı bölgelerde bir ay erken açıyor. 

             Bazı böcek türleri anormal arttı.

             Kelebekler güney Avrupa'dan Hollanda'ya mayısta göçerdi, şimdi ocakta...

 Diğer taraftan kuşlarda çok büyük tehlike altında. BirdLife  International" adlı kuruluş tarafından yayınlanan  raporda, dünyadaki kuş türlerinin 8'de 1'ini oluşturan 1211 kuş türü toptan yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu ve bunun en büyük iki sebebinin Afrika kıtasında tarım arazilerinin büyümesi ve tropik  bölgelerdeki ormanların korunamaması kaynaklandığı belirtiliyor. kuş türlerinin 8'de 1'ini oluşturan 1211 kuş türü toptan yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu ve bunun en büyük iki sebebinin Afrika kıtasında tarım arazilerinin büyümesi ve tropik  bölgelerdeki ormanların korunamaması kaynaklandığı belirtiliyor.

Çok da uzak olmayan bir gelecek de küresel ısınma sonucu  bir çok hayvanın nesli tükenecek. Nature bilim dergisinde yayımlanan ve İngiltere Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör   Chris Thomas tarafından yönetilen ve kaleme alınan bir  makaleye göre küresel ısınma 2050'ye kadar bitki ve  hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1 milyondan  fazlasını yok edeceği tahmin ediliyor. Otomobillerden ve fabrikalardan yayılan gazların, ısıyı 21. yüzyılın son  yıllarına doğru, tarihte görülmemiş düzeylere yükselteceğini belirten Thomas, korkulan bu sonucun, 65 milyon yıl önce dinozorların dünyada silinmesinden sonra  yaşanacak en kötü "türsel tükenme" olacağını belirtiyor.

Kuzey kutbu giderek ısınıyor. Yıllardır bilim adamları kuzey kutbunun küresel ısınmadan ilk olarak etkilenecek bölge olduğu ve yüksek sıcaklık artışına sahne olacağına inanıyorlardı. ACIA (Arctic Climate İmpact Assassment) projesinden elde edilen veriler bu inancı kanıtlar nitelikte,  “20.yüzyıl boyunca dünya 10 F üzerinde ısınırken, kuzey kutbu 1950’kerden bu yana 4- 50 F ısınmıştır” ve bu ısınmanın, dünyanın diğer bölgelerine nispetle 2 katı oranında olacağı tahmin edilmektedir. Kuzey kutbunun bu kadar hızlı ısınmasının sebebi,” ice-albedo feedback” denilen bir olaydır.Buz kütleleri, yüksek beyazlığa sahip oldukları için gelen solar radyasyonları diğer yüzeylere göre daha çok yansıtıyorlar.Kara ve su yüzeyindeki  buzların erimesi, bu yüzeylerin (düşük yansıtıcılık  özelliklere sahip) daha fazla solar radyasyon emer ve küresel ısınmanın etkilerini arttırır.

Sadece kuzey kutbundaki buzullarda değil, tarih boyunca karla kaplı dağlar ve vadilerde ısınmanın etkileri görülüyor. Pasterze Buzulu buna küçük bir örnektir.

İlk fotoğraf, Pasterze Buzulunun 1875 yılında Slazburg Üniversitesinden H. Slupetzky tarafından, diğer fotoğraf ise aynı buzulun 2004 yılında fotoğrafcı Gary Braasch tarafından çekilmiştir. Avusturya'nın en geniş buzulu olan Prasterze buzulu, 19. yüzyılda yaklaşık 2 kilometre uzunluğundaydı, şimdi ise buzuldan eser yok.

Buzulların erimesi,dünya genelinde deniz seviyesinin artmasına,tatlı suların tuzlu okyanus sularına karışması sonucu okyanus suyunun içeriğinin değişmesine sebep olur.Ayrıca,kuzey kutbu tundralarının yüksek oranda karbon dioksit  içermektedir.Erime sırasında  karbon dioksitin atmosfere salınması sera gazları ve küresel ısınmayı genişletecektir.

Sonuç olarak, dünyamız giderek ısınmakta ve bunun tek sorunu “insanoğlu”. Kendi elimizle sadece kendi hayatımızı değil,milyarlarca canlının hayatının da tehlikeye atıyoruz.ABD Ulusal Bilim Akademisi’nin 2001 de yayımlanan raporundaki “ Sera gazlarının dünya atmosferinde toplanmaları insanların hava sıcaklığına ve okyanus sıcaklığının artına neden olan faaliyetlerinin bir sonucudur.” maddesi bu bu düşünceyi doğrular niteliktedir.Karbon dioksit ve diğer sera gazları emisyonu büyük ölçüde endüstrileşme,fosil yakıt kullanımı ve ormansızlaşma faktörlerinden dolayı oluştuğu bilim adamları tarafından kabul gören ortak bir kanıdır.

   

 

Bu grafik fosil yakıt kullanımı ve ormansızlaşma yüzünden ortaya çıkan karbon emisyonunun yıllık değerlerini göstermektedir. Grafikten anlaşılacağı gibi, son 20-30 yılda fosil yakıt kullanımındaki artış çok yüksek seviyede ve dolayısıyla da karbon salınım da yüksek miktarda.

 

 Eğer sera gaz emisyonlarını azaltacak önlemler alınmazsa, 2100 yılında dünyanın 2,50 F ( 1,40C )- 100 F ( 5,80 C ) arasında sıcaklık artışıyla baş başa kalacağı öngörülüyor. Bu artış kendisini sadece sıcaklık artışı olarak göstermeyecek bunun paralelinde sosyal, ekonomik ve meteorolojik açıdan bütün şartları etkileyecektir.

Bu senaryolar karşısında farklı düşünen bilim adamlarının olduğunu, bunların gerçekleşmesinin zor olabileceğini, dünyada daha önceki yüzyıllarda meydana gelen iklim farklılıklarının kendi dengesi içinde belli bir raya oturabileceğini düşünenler de olabilir. Ama bugün geldiğimiz noktada dünya artık 14. yüzyılın, 18. yüzyılın, 20 yüzyılın dünyası değildir. Çok geç olmadan gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler bir araya gelip bilimsel bulgular ışığında bu sorunu kalıcı çözümler bulmaya çalışmalıdırlar. Sadece çözüm bulmak ve medya karşısında bunları aktarmak yeterli değil, somut adımlar atmalı ve uygulamalar için zemin hazırlamalıdır. Kyoto Protokolü bu çalışmaların somut bir adamıdır.

Kyoto Protokolü, sera etkisi yaratan gazların salınımını sınırlamayı ve azaltmayı hedefleyen uluslararası bir anlaşmadır. Bu Protokol, 11 Aralık 1997 tarihinde Japonya'nın Kyoto kentinde düzenlenen bir zirvede oluşturulmuştur.Protokol, 9 Mayıs 1992'de New York’da kabul edilen, İklim Değişikliğine Yönelik Birleşmiş Milletler Çerçeve Sözleşmesi'nin belirlediği ilkelere dayanmaktadır.

Protokol’e taraf olan devletler başta ulusal ekonomilerinin ilgili sektörlerinde enerji etkinliğini iyileştirmeyle ve sera etkisi yaratan gazların salınımını sınırlaya ve azaltmaya yönelik önlemler almakla, sera gazı etkisi yaratan (karbondioksit ve metan… gibi) gazların salımında 2012 yılına kadar, 1990 yılındaki düzeyinden toplam yüzde 5,2 oranında bir azalma sağlamakla yükümlü olduklarını kabul etmektedir.

Protokol ancak 2005 yılı Şubat ayında 55 ülkenin protokole onay vermesi ile yürürlüğe girebilmiştir ve şuana kadar 161 ülke tarafından onaylanmıştır. Atmosfere en fazla sera gazı salan Amerika Birleşik Devletleri ile Avustralya  Kyoto protokolü'ne onay vermediler. ABD'nin ardından ikinci sırada olan Çin'in de aralarında olduğu kalkınmakta olan ülkelerden ise, sera gazı emisyonlarında azaltmaya gitmeleri için herhangi bir hedef tutturmaları istenmiyor. iklim değişikliğiyle mücadelede, sera gazı emisyon hedeflerini tutturma çabalarının başını Avrupa ülkeleri çekiyor. Tüm Avrupa çapında 2008- 2012 dönemi içinde, 1990 yılındaki sera gazı salımı düzeyinden yüzde 8'lik bir kesintiye gidilmesi hedefleniyor. Buna karşılık, Orta ve Doğu Avrupa'dan 8 yeni üye yükümlülüklerini çoktan yerine getirmiş durumda. Bunun bir nedeni, Doğu Bloğundaki eski ağır sanayi tesislerinin 1990'larda çökmesi. Öte yandan ABD'deki sera gazı emisyonlarının, 2012 yılına kadar yüzde 30'dan daha aşağı olmayacak şekilde artırması bekleniyor.

Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre yaşanan ısınmanın sebebi doğaya bugün salınan karbondioksitten kaynaklanmıyor. Yaşadığımız sıkıntılar, sıcaklıkların değişimi, kasırgaların şiddetlerinin artması gibi doğa olaylarının sebepleri 1960’larda gerçekleşen karbon kökenli salımlardır. Yaşadığımız son dönemde salınan gazların etkileri ise bundan 10-15 yıl sonra görülmeye başlayacak.

Bugün yapılan salım 1960’larla kıyaslanamayacak kadar fazla. Fosil yakıtların kullanımının artması, doğanın geleceğinin hiç de parlak olmadığının sinyallerini veriyor.

BM’nin yaptığı araştırmalara göre, atmosferde biriken karbon kökenli gazların yüzde 80’i, ulaşım, ısınma ve sanayide fosil yakıtların kullanılmasından kaynaklanıyor. Eğer atmosferdeki gaz oranı sabitlenebilirse küresel ısınma ile başa çıkılabilir. Ancak atmosferdeki gaz oranının sabitlenebilmesi için ABD, Avustralya, Kanada gibi ülkelerin derhal karbondioksit salınıma son vermesi –%5 indirim değil, tamamen durdurması– gerekiyor.  Bunu gerçekleşmesi imkansız bir durum. 

Bugün karşı karşıya olduğumuz endişe verici durumun özünde ise bunun özünde saklı olan ise yeni ve temiz enerjiye yönelme noktasındaki isteksizlik yatmaktadır.Her ne kadar yenilenebilir enerji kaynakları dünya enerji üretiminin çok küçük bir bölümünü oluştursa da gelecekte teknolojik iyileştirmeler ile oluşturulacak verimi yüksek ve düşük maliyetli sistemler sera gaz emisyonlarını sabit tutmakta en büyük faydayı sağlayacaktır.

 Referanslar

1.     http://www.pewclimate.org

2.     http://www.ases.org

3.     http://www.nrdc.org/globalwarming

4.     http://www.epa.gov

5.     http://tr.wikipedia.org

6.     http://www.gezegenimiz.com

7.     http://www.nature.com

      8.     http://www.bbc.co.uk/turkish/news

                                                

-Bu site Melike DEMİR tarafından hazırlanmıştır.Sitedeki tüm bilgiler her türlü kullanıma açıktır-

Duyuru ve Etkinlikler
 
 
Power-Gen Renewable Energy&Fuels                    March 6-8, 2007
Las Vegas, NV
United States
Russia Power                     May 29-31, 2007
Moscow                  Russian Federation
POWER-GRID Europe 2007                                   June 26-28, 2007
Madrid / Spain
Renewable Energy Europe 2007
June 26-28, 2007
Madrid/Spain
Power-Gen Europe 2007                                   June 26-28, 2007
Madrid / Spain
Rome 07 - 20th World Energy Congress & Exhibition       November 11-15, 2007
Rome/Italy
2nd Photovoltaic Mediterranean Conference PVmed                           April 19-20,2007         Athens  Greece
Hannover   Messe2007       WIN  2007 Istanbul  TURKEY
China International Wind Exhibition
Shanghai People's Republic of China                                April 10-12
World Biofuels Markets
Green Power Conferences                                   March 06-09  Brussels/ Belgium